21° Parçalı bulutlu

KANDIRALI ÜMİT PAŞA ”BANDIRMA VAPURU KALKMAK ÜZERE …”

Gündem - Mayıs 16, 2021 9:47 pm A A

Kanndıralı Emekli Jandarma Komutanı Tuğgenerel Ümit YILMAZ ”Atatürk, BANDIRMA adlı bir Vapur ile İstanbul’dan hareket ederek 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ile ayak bastı…” Bu bilgi, hangi eğitim seviyesinde olursak olalım, sanırım her Türk vatandaşında mevcuttur. Ancak, eğitim sistemimizdeki basit eksiklikler yüzünden, benim tanıdığım iyi eğitimli pek çok kişide Çanakkale’de yarbay/albay olarak savaşan Osmanlı zabiti Mustafa Kemal ile Samsun’a ayak basan Osmanlı Mirlivası (Tuğ.-Tümgeneral) Mustafa Kemal arasında geçen süre ile ilgili bilgiler çoğunlukla eksiktir. Bandırma vapuruna neden binilmiştir, başka çözümler yok mudur, öncesinde neler yaşanmış ve 19 Mayıs’a nasıl ulaşılmıştır? İşte bu yazıda konumuz bu ve yine iyi biliyorsunuz ki devamı NUTUK’ta yazıyor.

Osmanlı İmparatorluğu, askeri, siyasi gücü ve adaleti sayesinde 623 yıl ayakta kalmış ve dünya tarihinin şekillenmesine çok önemli katkılar sağlamıştır. Ancak 17. yüzyıldan itibaren dünyada yaşanan aydınlanma çağını, bilimin sağladığı benzersiz üstünlüğü görememiş, bağnazlığın pençesine düşmüş, bir zamanlar hükmettiği devletler karşısında çaresiz ve aciz kalmış, politik, ekonomik, stratejik ve askeri konularda zayıflamıştır. Bulunduğumuz coğrafyada bu duruma düşmek ise affedilmez bir hatadır ve bedeli ödenmeden buralarda barınmak zordur.

16’ncı büyük Türk Devletimiz OSMANLI için 20. yüzyıl pek de parlak başlamamıştır. 1908’de 2. Meşrutiyetin ilanı sonrası gerek devlet ve gerekse ordu sisteminde yapılan bir dizi reform başarıya ulaşmadan iç çekişmeler ve siyasi hatalarla önce Trablusgarp ve Balkan Savaşları felaketiyle karşı karşıya kalınmıştır. Daha bu yaralar sarılmadan I. Dünya Savaşına girmek zorunda kalan Osmanlı Devleti, savaşın başlarında Çanakkale ve Irak’ta elde ettiği başarılarla millete bir süre için ümit verdiyse de, aynı anda dokuz farklı cephede savaşması ve bu savaşları yürütecek imkân ve kaynaklarının da giderek azalması neticesinde beka sorunu yaşamaya başlamıştır. Bu 9 cephe; Çanakkale, Kafkas (Doğu), Süveyş Kanal, Makedonya, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen, Basra-Irak, Galiçya ve Romanya’dır

Mustafa Kemal, Çanakkale cephesinden sonra Kafkas (Doğu) ve Suriye-Filistin Cephelerinde de görev yapmıştır. Savaştan mağlup ayrılan Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalayınca, emir ve komuta ettiği ordular grubu dağıtılmış olan Mustafa Kemal Paşa, Adana’dan trenle İstanbul’a hareket ederek 13 Kasım 1918’de İstanbul’a varmıştır.

Haydarpaşa Garında trenden inen Mustafa Kemal Paşa, karşısında 61 parçadan (1) oluşan İtilaf Devletleri’nin donanmasını İstanbul önlerinde demir atarken bulmuştur. Dört sene boyunca çeşitli cephelerde düşman kuvvetleri karşısında bir an bile sarsılmamış olan Paşa’mız, Kartal II İstimbotu ile karşıya geçerken, yaveri Cevad Abbas (GÜRER)’a dönerek, üç kelime ile tarihi sözünü söylemiştir. “Geldikleri gibi giderler” ve henüz 37 yaşındadır…

Bu arada, geçilmez dediğimiz Çanakkale Boğazı 06 Kasım 1918 günü direnişsiz aşılmış, 08 Kasım’da Musul işgal edilmiştir. İşgalci bitmemiştir, işgalci devletler, 15 Kasım 1918 günü 48 parça gemi ile İzmit körfezini de dolduracaklar, 20 Kasım günü de İzmit şehrimiz İngilizler tarafından işgal edilecektir ve Adana, Samsun, Antalya, Konya, İzmir sırada beklemektedir.

Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919’da ayrılacağı Osmanlı başkentinde altı ay kalmıştır. Bu süre içerisinde, ilk olarak işgal altındaki vatanın kurtarılması noktasında bir şey yapabileceği ümidiyle birtakım siyasi girişimlerde bulunacaktır. Kendisi gibi İstanbul’a gelmek zorunda kalan, orduları lağvedilmiş olan Osmanlı subayları, daha önceki cephelerde beraber savaştığı ve okuldan arkadaşları ile buluşacaktır. Arkadaşlarının hepsi de birbirine yakın yaşlarda, artık belli makam ve mevkilere ulaşmış tecrübeli kişilerdir.

Ali Fuat Cebesoy (20’Kor.K.), Kazım Karabekir (15’Kor.K.), Rauf Orbay (Donanma Eski Bakanı), Ali Fethi Okyar (İçişleri Eski Bakanı), Fevzi Çakmak (Gnkur.Bşk.), İsmail Canpolat (Eski İstanbul Valisi/Belediye Bşk./Emn.Gn.Md./İçişleri Bakanı), Refet Bele (J.Gn.K.), İsmet İnönü (MSB Müsteşarı), Cafer Tayyar gibi komutanlarla İstanbul’da toplanıp günler geceler boyu tartışmalar yapılıp, görüş alışverişinde bulunuluyor, Mustafa Kemal’in Şişli’deki evinde sabahlara kadar toplantılar yapılıyor ve işgale karşı her türlü çare düşünülüyordu.

Yaptıkları önemli tespitler ve Şişli’deki tarihi evde alınan kararlar şöyledir.
-Ordu’nun terhisini durdurmak (O dönem zaten Donanma neredeyse yoktur.),
-Vatan savunmasında gerekli silah, cephane ve donanımı düşmana vermemek,
-İstanbul’daki vatansever komutanları bir şekilde Anadolu’ya yollamak.
-Milli direnişe taraftar idare amirlerinin yerlerinde kalmasını sağlamak,
-Vilayetlerde particilik adına yapılan kardeş mücadelesine engel olmak,
-Halkın moralini yükseltmek.

Bu bölümde biraz mütareke İstanbul’unu tasvir edersek o kara günler zihninizde canlanır ve belki girişilen işin büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir. “Mütareke Dönemi İstanbul’u”, İstanbul’un eylemli olarak işgal edildiği “13 Kasım 1918” tarihi ile işgal güçlerinin kenti resmen terk ettiği “06 Ekim 1923” arasındaki yaklaşık beş yıllık bir zaman dilimini kapsar. 465 yıllık başkente, ilk kez yabancılar askeriyle giriyor, millet esaretle tanışıyordu. İşgal güçleri, denetimi daha kolay hale getirmek için, İstanbul’u bölgelere ayırdılar. Beyoğlu Bölgesi İngiliz, Tarihi Yarımada Fransız, Anadolu Yakası İtalyan sorumluluğuna verildi. Adalar için de ortak komisyon kuruldu. Rumlar sokaklarda rastladıkları Türkleri itip kakarak, geleni geçeni Yunan karargâhında dalgalanan yunan bayrağını selamlamaya zorluyorlardı. İşgal kuvvetleri komutanı General Harrington’un emri gereği, bütün Türk subayları işgal güçlerinin askerlerine selam vermek zorunda bırakılıyordu. Bir İngiliz Subayı Divanyolu yokuşunu inen çıkan arabaları düzene sokma bahanesiyle fesli insanlara vuruyor, Ahmet Emin Yalman ve Falih Rıfkı Atay gibi ünlü gazetecilerimiz de bu kırbaçtan paylarını alıyorlardı. Hatta Mustafa Kemal’in Akaretler’de oturan annesinin evi iki kez, Mustafa Kemal’in Şişli’deki evi de bir kez işgal güçlerince basılıyordu.

Mustafa Kemal Paşa İstanbul’daki 6 aylık sürede öncelik sırasına göre üç yolu denedi.
– Çeşitli Siyasi Girişimler,
– İhtilalci Girişimler,
– Anadolu’ya geçiş kararı.

– Mustafa Kemal Paşa öncelikli olarak Savunma Bakanı olmak istiyordu. Çanakkale Cephesindeki başarısı, kısa zaman önce Padişah Onursal Başyaveri yapılması ve hükümete yakın çevresinin desteği ile ve bunun için çok çabaladı. Eğer planı gerçekleşseydi, Osmanlı Savunma Bakanı olarak, Mondros şartlarını uygulatmamak ve bu arada bütün askeri kaynakları Anadolu’ya aktarmak niyetindeydi. Hatta bir ara Saraya Damat olmak teklifini bile ciddi olarak düşündü, bu konu ile ilgili olarak. Yedek planında ise, Padişahı ikna ederek Anadolu’ya (Bursa’ya) onu da geçirmek vardı. Ancak, Padişah Vahdettin ile 6 ayda yaptığı 6 görüşmedeki girişimlerinden de bir sonuç çıkmadı.

– İkinci seçenekte, bir ihtilal ile hükümete el koymak vardı. Ancak, bu konu arkadaşları ile tartışıldığında, mevcut işgal ortamında başarılı olunamayacağı ve kısa sürede yine eski duruma dönülerek diğer imkânları da kaybedecekleri değerlendirilerek, bu seçeneği yok saydılar.

– Son çare olarak; bir şekilde Anadolu’ya geçiş planı vardı. Bu planın bir parçası olarak Ali Fuat Paşa 20’Kolordu K. olarak (Ankara’ya intikal), Kazım Karabekir Paşa ise 15’Kolordu K. olarak Erzurum’a geçmişlerdi bile. Önceden terhis edilmeyen bazı birlikler ve teslim edilmeyen silahlar ile direnişe hazırlıyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa ise yaveri Cevat Abbas’a karadan Anadolu’ya geçme planı hazırlamasını emretti. Bu plana göre Üsküdar-Tavşancıl arasını karadan patikalardan gidecekler, buradan karşıya Değirmendere’ye geçip, Geyve üzerinden Ali Fuat Paşanın bölgesine geçeceklerdi. İşte bu bölümde en büyük desteği YAHYA KAPTAN ve ekibi vereceklerdi, çünkü her taraf işgalciler ve onlara destek veren yerel çeteciler ile kaynıyordu. Daha sonraları, karadan Anadolu’ya geçişlerde pek çok farklı yol da benzer tedbirler ile kullanılmıştır. Örnek olarak, bir dönem Genelkurmay Başkanlığı yapan Fevzi ÇAKMAK ve Tunalı Hilmi, Üsküdar-KANDIRA-Arifiye-Geyve üzerinden Ankara’ya ulaşmışlardır. Diğer pek çok vatansever ise İPSİZ RECEP Çetesinin desteği ile Şile-KANDIRA-Ereğli deniz yolu üzerinden Ankara’ya geçmişlerdir.

Mustafa Kemal Paşanın diğer çözümlerden ümidini kestiği ve “ne surette olursa olsun Anadolu’ya geçme” kararına vardığı o günlerde, ummadığı kadar geniş yetkilerle önüne Anadolu’nun yolları kendiliğinden açılır. 29 Nisan 1919 günü Harbiye Nazırı (Savunma Bakanı) Şakir Paşa, Mustafa Kemal’i Harbiye Nazırlığı’na (Beyazıt’ta İstanbul Üniversitesinin halen bulunduğu yer) çağırır ve ona 9. Ordu Müfettişiği (2) görevini bildirir. Çünkü 9’Ordu K. Yakup Şevki Paşa, İngiliz Amiral Calthorpe tarafından tehlikeli bulunmuş, bu görevden alınarak İstanbul’a çağırılması sağlanmış ve yerine azınlıkların güvenliğini sağlayacak uygun bir aday aranıyordu.

Mustafa Kemal, o anki heyecanını sonraları şu kelimelerle anlatır: “Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamıştı ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duyduğumu tarif edemem. Nezaretten (Bakanlık’tan) çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir âlem vardı. Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim.”

Peki, bu iş birden bire nasıl olmuş, neden bu göreve Mustafa Kemal seçilmişti. Mustafa Kemal’in İttihat ve Terakki partisinin mevcut liderlerine ve özellikle Enver Paşa’ya ve Alman generallerine karşı olduğu herkes tarafından biliniyordu. Bu durum İngilizler için çok önemliydi. Yine Mustafa Kemal, Vahdettin’e veliaht iken Almanya’ya yaptığı seyahatte eşlik etmiş ve Suriye-Filistin cephesindeki son çatışmalarda orduyu imhadan kurtardığı için kendisine onursal yaverlik unvanı bizzat padişah tarafından verilmişti. Ayrıca “Tehcir” uygulaması ile ilgili hiç bir görevde çalışmamış olmasının da seçilmesine çok katkısı vardı. Bu konuyla ilgili olarak 10 Nisan 1919’da işgalci devletlerin yaptığı baskılar üzerine, Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in idam ettirilmesine dönemin hükümeti maalesef engel olamamıştı.

Seçildiği görev ile ilgili yetki belgesini, Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım (İnanç) Paşa ile birlikte hazırladılar ki; daha önce pek çok görevde birlikte çalışmışlardı.

9’Ordu Müfettişliğinin görev alanı;
– Bölgesindeki bütün askeri birlikler ve mülki amirler üzerinde yetkili kılındı.
– Asıl görev bölgesi; Samsun, Trabzon, Erzurum, Erzincan, Sivas, Van illeri
– Komşu iller; Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Ankara ve Kastamonu da isteklerine öncelikle cevap verecekti ve son anda Maraş ile Kayseri de bu listeye eklenmişti.

Görev tanımı ise şöyle idi:
– Bölgede iç düzenin kurulması ve düzen dışı olayların nedenlerinin saptanması,
– Bölgede dağınık haldeki silah ve cephanenin toplanarak emniyete alınması,
– Ordu’nun da desteğini alarak oluşturulan silahlı topluluklar varsa ortadan kaldırılması.

16 Mayıs 1919 günü, 16:00 civarında Galata Rıhtımından sandalla başlayan yolculuk, Bandırma Vapuru ile Kız kulesi açıklarındaki yapılan arama ve kontrolden sonra devam etti. Aramayı yapanlar gemide hiç silah ve cephane bulamamıştı ancak, Vatan sevgisi ile taşan fikirleri görecek durumda da değildiler. Üç gün süren yolculuk ile Bandırma Vapuru ve değerli mürettebatı 19 Mayıs 1919’da şafak sökerken, direğine ordu komutanlığı forsu çekilmiş olarak Samsun Limanı’na girmişlerdir.

Bundan sonrasının, bizzat Mustafa Kemal’in kaleme aldığı NUTUK adlı eserinde olduğunu, Türk Milletinin kaderine ve çağın akışına nasıl yön verdiğini zaten biliyoruz.

19 Mayıs 1919 günü Anadolu topraklarına ayak basan Mustafa Kemal, milletiyle el ele, gönül gönüle, 3 YIL 3 AY 22 GÜN SÜREN mücadeleden sonra 9 Eylül 1922’de, işgal kuvvetlerinin son kalıntılarını da İzmir’de temizleyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atmıştır.

Ancak, İstanbul’un işgal kuvvetlerinden kurtulması için hala 13 ay daha vardır… Önce 24 Temmuz 1923’de Lozan’ın sonuçlanması beklenecektir fiili işgalin bitişi için. Lozan’dan 3 ay 5 gün sonra ise sırada CUMHURİYET’in ilanı vardır ve her şey BANDIRMA Vapurunun sağ salim İstanbul’dan çıkıp Samsun’a varması ile mümkün olacaktır. İşte o vapur, o gün, bu şartlarda yola çıkmıştır.

Ebedi başkomutanımız Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları en başta olmak üzere, bu vatana hizmet eden bütün gazilerimizi, canlarını Türk Milleti için feda eden bütün şehitlerimizi saygı, sevgi ve asla bitmeyecek bir minnet duygusuyla anıyorum.

Ruhları şad olsun…” açıklamasını yaptı.



Gündem - 9:47 pm A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.